40 Yıllık Gazetecilikten Roman Yazarlığına: Başaran Düzgün'ün Kaleminde Kıbrıslı Türklerin Öksüz Hikayeleri
- yıllık gazeteci Başaran Düzgün, pandemiyle geleneksel medyanın çöküşünü görüp roman yazmaya yöneldi.
- İlk romanı "Öksüz Atlar Ülkesinde" Aralık 2024'te yayımlandı, İngilizce çevirisi Mayıs'ta İngiltere'de basıldı.
- Düzgün, medyanın "dördüncü kuvvet" olmaktan çıkıp propaganda aparatına dönüştüğünü savundu.
- Roman yazarken mekan ziyaretlerine önem verdi, örneğin İtalya'daki bir manastıra gitti.
Gazetecilik mesleğinde yaklaşık 40 yılı deviren Başaran Düzgün, pandemi döneminin yalnızca geleneksel medyayı değil, insanları da dönüştürdüğünü belirterek, "Pandemi öncesindeki koşuşturmaca durdu, bu durum oturup hayatı yeniden yorumlamamı sağladı" ifadelerini kullandı. Düzgün, pandemiyle birlikte basının "dördüncü kuvvet" niteliğini kaybettiğini ve geleneksel medyanın çöküş sürecine girdiğini dile getirerek, bu tablonun roman yazmaya yönelmesinde belirleyici olduğunu aktardı.
Kıbrıslı Türklerin hafızasını ve toplumsal gerçeklerini odağına alan dönem romanları kaleme almaya başlayan Düzgün, haber yazma deneyiminin roman sürecine olumlu yansıdığını ancak edebiyatın farklı teknikler gerektirdiğini vurguladı. Aralık 2024'te yayımlanan ilk romanı "Öksüz Atlar Ülkesinde" ile Kıbrıs'ta uzun süre en çok satanlar listesinde kalan Düzgün, eserin İngilizce çevirisi "Orphaned Horses Land"in geçtiğimiz Mayıs ayında Olympia Publishers tarafından basılarak İngiltere'de okuyucuyla buluştuğunu kaydetti. Şubat 2025'te farklı bir dönem romanı olan "Pembe Boyalı Oda" ile okur karşısına çıkan Düzgün, son çalışması "Tanrının Öldüğü Yer" romanını ise 2027'de yayımlamayı planlıyor.
Düzgün, Rüstem Kitabevi'nde yaptığı değerlendirmede medyanın günümüzde "dördüncü kuvvet" olmaktan çıktığını belirterek, "Eskilerin deyimiyle borazana ya da yenilerin deyimiyle propaganda aparatına dönüştü" dedi. Konvansiyonel medya döneminde dünyanın Doğu ve Batı bloku olarak iki kutuplu bir yapıda olduğunu anımsatan Düzgün, bu yapının yıkılmasıyla "daha özgürlükçü, daha demokratik" olduğu düşünülen serbest piyasa düzeninin aslında daha totaliter ve güvenlik temelli bir yapıya evrildiğine dikkat çekti. Dijital medyanın yaygınlaşmasıyla okuyucu profilinin de değiştiğini vurgulayan Düzgün, "Sabah erkenden kalkıp bayiye giderek sıraya giren, gazetesini alan ve 30-40 sayfa gazeteyi okuyan okuyucu gitti; onun yerine telefonda ya da Facebook'ta bir paragraflık haberi takip eden okuyucu geldi" diye konuştu. Düzgün, bu yeni düzene direnen az sayıda gazeteci ve haber ajansının varlığını da hatırlatarak, "Hala direnenler var. Araştıran, habere bir paragraftan fazla yer veren ajanslar var. Bu çok değerli ama ne yazık ki çok değil" ifadelerini kullandı.
Roman yazma sürecinde mekan ziyaretlerine büyük önem verdiğini anlatan Düzgün, "Yazarken iki şey yaptım. Birincisi, romanda geçen yerlerin tümüne gittim, mekanları ziyaret ettim. Örneğin İtalya'nın ortasında, yüksek dağların tepesinde bir manastıra gittim. Polonyalıların mezarlığına, şehitliğine gittim" dedi. Kıbrıs'ta Poli'nin üst tarafındaki Fasli köyüne de giderek orada vakit geçirdiğini, hatta geceyi orada geçirdiğini belirten Düzgün, bölgeyi bilen insanlarla uzun sohbetler yaptığını ve evlerin içine girerek günlük yaşamı gözlemlediğini aktardı. Düzgün, romanlarında Kıbrıslı Türklerin neslini tehdit eden üç "öksüzlük metaforu" bulunduğunu belirterek, bunları 1878'de İngilizlerin adanın yönetimini alması, Lozan Antlaşması döneminde yaşanan göçler ve 1963 olayları olarak sıraladı. Lozan döneminde birçok aydın ve zenginin Anadolu'ya gittiğini, köylerin boşaltıldığını ve kalanların yine öksüz kaldığını dile getiren Düzgün, 1963'te ise insanların komşu köylere sığındığını, harabelerde ve ahırlarda kaldığını, bir hanede üç ailenin yaşadığını anlattı.