DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN
Kuzey Kıbrıs'ın Sesi
TR
Güney Kıbrıs

Dijital Nefretin Anatomisi: Acı Üzerinden Milliyetçilik Taslamak

01 Eylül 2026 64 okunma
Girne açıklarında 270'den fazla kişiyi taşıyan turist teknesinin alabora olması sonucu yedi kişinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin kayıp olduğu felaketin ardından, bazı Kıbrıslı Rum çevrimiçi topluluklarında yükselen nefret söylemleri insanlık adına utanç verici bir tablo ortaya koydu.
Öne Çıkanlar
  • Girne açıklarındaki deniz felaketinde yedi kişi öldü, düzinelerce kişi kayıp.
  • Çevrimiçi platformlarda felaketle ilgili ölüm tehditleri ve nefret dolu paylaşımlar yapıldı.
  • Medya kuruluşları "işgal altındaki Girne" ifadesini kullanmadığı için eleştirildi.
  • Şubat 2023 depremlerinde de Kıbrıslı ölümlere benzer nefret söylemi yöneltilmişti.

Girne açıklarında yaşanan ve yüzlerce insanı etkileyen deniz felaketi, yalnızca kurtarma çalışmalarını değil, aynı zamanda toplumların acı karşısındaki reflekslerini de gözler önüne serdi. Yedi kişinin öldüğü doğrulanırken, düzinelerce insan hâlâ kayıp. Ancak bu trajedinin ardından bazı çevrimiçi platformlarda yükselen sesler, insan hayatının değerinin köken ve kimlik üzerinden ölçüldüğü rahatsız edici bir zihniyeti ifşa etti.

Felaket haberini paylaşan medya kuruluşları, "işgal altındaki Girne" ifadesini kullanmadıkları gerekçesiyle eleştirildi. Bu görece ılımlı sayılabilecek tepkilerin ötesinde, ölüm tehditleri, "herkesin dibe batması" yönünde dilekler ve nefret dolu şiirlerle süslenen paylaşımlar, dijital ortamın karanlık yüzünü bir kez daha ortaya çıkardı. Hatta bir web sitesinin paylaştığı ağlayan emojiler bile sorgulandı; "Onlar Türk; artık deniz bile onlara tahammül edemiyor" gibi ifadeler kullanıldı.

Bu nefret söylemi yeni değil. Şubat 2023'te Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremlerde hayatını kaybedenler arasında, Mağusa'dan gelen voleybol takımının 22 üyesi de dahil olmak üzere 34 Kıbrıslı bulunuyordu. O dönemde de benzer, hatta daha ağır ifadeler kullanılmış, deprem ilahi bir ceza olarak nitelendirilmişti. Aynı ilahi gücün 1974'teki felakete neden izin verdiği sorusu ise hiç sorulmadı.

Bu tutum, derinlere kök salmış toplumsal bir patolojinin dışavurumu olarak değerlendirilebilir. Gerçek sorunlarla yüzleşme cesareti gösteremeyenler, klavye başında nefret kusarak ucuz bir kahramanlık hissi yaşamaya çalışıyor. Oysa bu davranış biçimi, ne kaybedilmiş toprakları geri getirir ne de toplumlar arası barışa katkı sağlar. İnsan hayatının değeri, DNA ve köken üzerinden değil, ortak insanlık bilinci üzerinden ölçülmelidir.

Sık Sorulan Sorular

Felakette kaç kişinin hayatını kaybettiği doğrulandı ve kaç kişi hâlâ kayıp?
Yedi kişinin öldüğü doğrulanırken, düzinelerce insan hâlâ kayıp.
Nefret söylemleri hangi çevrimiçi platformlarda ve ne tür ifadelerle yükseldi?
Bazı Kıbrıslı Rum çevrimiçi topluluklarında ölüm tehditleri, "herkesin dibe batması" dilekleri ve nefret dolu şiirlerle yükseldi.
Bu nefret söyleminin daha önce hangi felakette benzer şekilde ortaya çıktığı belirtiliyor?
Şubat 2023'te Türkiye ve Suriye'deki depremlerde, Mağusa'dan gelen voleybol takımının üyeleri de dahil 34 Kıbrıslı hayatını kaybettiğinde benzer ifadeler kullanılmıştı.
Köşe Yazısı

Gelişmiş demokrasilerde siyaset, günlük hayatın daha çok arka planında işleyen rutin bir mekanizmadır ve manşetleri bu seviyede işgal etmez. Akışın bu kadar siyasete boğulması; toplumda yüksek bir gerilim, kutuplaşma ve sürekli bir "kriz/çözüm" sarmalı yaşandığını gösterir. Siyaset, teknik bir yönetim işinden çıkıp bir kimlik mücadelesine dönüşmüştür.

Sağlık haberlerinin yalnızca %5'te kalması — ve muhtemelen bilim, kültür-sanat, teknoloji gibi kategorilerin listede hiç olmaması — toplumun kişisel refah ve gelişim konularına ayıracak zihinsel enerjisinin tükendiğini gösterir. "Oksijenin büyük kısmını" siyaset yaktığı için, bireysel yaşama dair konular haber değeri taşımaz veya lüks algılanır.

Veriler aynı zamanda okuyucunun refleksini gösterir. İnsanlar polemik, çatışma ve güç mücadelelerine daha fazla tıklama eğilimindedir. Siyaset, maalesef çoğu zaman toplumun günlük "reality show"u gibi tüketilir ve en çok etkileşimi bu içerikler üretir.

— Editör