Felaket Görüntülerini Paylaşmadan Önce Bir Kez Daha Düşünün
- Girne açıklarındaki deniz felaketinde arama-kurtarma çalışmaları sürüyor.
- Sosyal medyada olay anına ait panik ve korku görüntüleri dolaşıma girdi.
- Çocuklar ve ergenler bu görüntülerden yoğun korku ve kaygı geliştirebilir.
- Travmatik görüntüleri paylaşmadan önce gereklilik ve amaç sorgulanmalı.
Girne açıklarında meydana gelen deniz felaketi, toplumsal hafızada derin izler bırakacak nitelikte bir travmayı beraberinde getirdi. Hayatını kaybedenler, yaralananlar, yakınlarından haber bekleyen aileler ve o korku dolu anları bizzat yaşayan insanlar için tarif edilmesi güç bir acı süreci devam ediyor. Arama-kurtarma ekiplerinin çalışmaları sürerken herkesin ortak beklentisi, kayıplardan gelecek iyi bir haber.
Ancak bu tür olaylarda yalnızca yaşananların kendisi değil, bu yaşananların birbirimize nasıl aktarıldığı da büyük önem taşıyor. Sosyal medyada olay anına ait çok sayıda görüntü dolaşıma girdi. Gemideki insanların panik, korku ve çaresizlik anları, feryat eden anneler, babalar, kulaklarını kapatan çocuklar ve yakınlarını arayan insanların görüntüleri ekranlarda yer alıyor. Bir görüntü ekranda birkaç saniye içinde kaybolsa da bıraktığı iz çok daha uzun süre zihinlerde kalabiliyor.
Özellikle çocuklar ve ergenler bu görüntülerle karşılaştığında, yaşananları yetişkinler gibi anlamlandıramayabilir. Görüntüler onların zihninde tekrar tekrar canlanabilir; deniz, gemi, yolculuk veya sevdiklerini kaybetme temalarına ilişkin yoğun korkuların oluşmasına ya da mevcut kaygıların artmasına yol açabilir. Bu nedenle çocuklarla olay hakkında konuşurken gerçeği saklamadan, ancak gereksiz ayrıntılara maruz bırakmadan, yaşlarına uygun sade bir dil kullanmak gerekiyor.
Haber vermek ile acıyı tekrar tekrar görüntülemek aynı şey değil. Bir insanın en çaresiz anını binlerce kişinin izlemesine aracılık etmek, farkında olmadan o kişinin yaşadığı travmayı yeniden dolaşıma sokmak anlamına gelebilir. Paylaşmadan önce "Bu görüntü gerçekten gerekli mi?", "Bilgi vermek için mi paylaşılıyor, yoksa yalnızca dehşeti yeniden göstermek için mi?" sorularını sormak büyük önem taşıyor.
Böylesi toplumsal travmalarda herkesin sorumluluğu bulunuyor. Çocukları korumak, birbirimizin acısına saygı göstermek, doğrulanmamış bilgileri yaymamak ve insanların en savunmasız anlarını sosyal medya içeriğine dönüştürmemek bu sorumluluğun temel parçaları. Travma yalnızca olayın kendisiyle değil, bazen olayın sonrasında maruz kalınan görüntüler ve anlatılarla da büyüyebiliyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla görüntü değil; daha fazla özen, hassasiyet ve dayanışma.