DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN
Kuzey Kıbrıs'ın Sesi
TR
Kaza & Olaylar

Felaket Görüntülerini Paylaşmadan Önce Bir Kez Daha Düşünün

02 Eylül 2026 91 okunma
Girne açıklarında yaşanan deniz felaketinin ardından sosyal medyada hızla yayılan olay anına ait görüntüler, özellikle çocuklar ve olayı yaşayanlar üzerinde kalıcı travmalara yol açabilir. Uzmanlar, paylaşım yapmadan önce herkesin bir kez daha düşünmesi gerektiğini vurguluyor.
Öne Çıkanlar
  • Girne açıklarındaki deniz felaketinde arama-kurtarma çalışmaları sürüyor.
  • Sosyal medyada olay anına ait panik ve korku görüntüleri dolaşıma girdi.
  • Çocuklar ve ergenler bu görüntülerden yoğun korku ve kaygı geliştirebilir.
  • Travmatik görüntüleri paylaşmadan önce gereklilik ve amaç sorgulanmalı.

Girne açıklarında meydana gelen deniz felaketi, toplumsal hafızada derin izler bırakacak nitelikte bir travmayı beraberinde getirdi. Hayatını kaybedenler, yaralananlar, yakınlarından haber bekleyen aileler ve o korku dolu anları bizzat yaşayan insanlar için tarif edilmesi güç bir acı süreci devam ediyor. Arama-kurtarma ekiplerinin çalışmaları sürerken herkesin ortak beklentisi, kayıplardan gelecek iyi bir haber.

Ancak bu tür olaylarda yalnızca yaşananların kendisi değil, bu yaşananların birbirimize nasıl aktarıldığı da büyük önem taşıyor. Sosyal medyada olay anına ait çok sayıda görüntü dolaşıma girdi. Gemideki insanların panik, korku ve çaresizlik anları, feryat eden anneler, babalar, kulaklarını kapatan çocuklar ve yakınlarını arayan insanların görüntüleri ekranlarda yer alıyor. Bir görüntü ekranda birkaç saniye içinde kaybolsa da bıraktığı iz çok daha uzun süre zihinlerde kalabiliyor.

Özellikle çocuklar ve ergenler bu görüntülerle karşılaştığında, yaşananları yetişkinler gibi anlamlandıramayabilir. Görüntüler onların zihninde tekrar tekrar canlanabilir; deniz, gemi, yolculuk veya sevdiklerini kaybetme temalarına ilişkin yoğun korkuların oluşmasına ya da mevcut kaygıların artmasına yol açabilir. Bu nedenle çocuklarla olay hakkında konuşurken gerçeği saklamadan, ancak gereksiz ayrıntılara maruz bırakmadan, yaşlarına uygun sade bir dil kullanmak gerekiyor.

Haber vermek ile acıyı tekrar tekrar görüntülemek aynı şey değil. Bir insanın en çaresiz anını binlerce kişinin izlemesine aracılık etmek, farkında olmadan o kişinin yaşadığı travmayı yeniden dolaşıma sokmak anlamına gelebilir. Paylaşmadan önce "Bu görüntü gerçekten gerekli mi?", "Bilgi vermek için mi paylaşılıyor, yoksa yalnızca dehşeti yeniden göstermek için mi?" sorularını sormak büyük önem taşıyor.

Böylesi toplumsal travmalarda herkesin sorumluluğu bulunuyor. Çocukları korumak, birbirimizin acısına saygı göstermek, doğrulanmamış bilgileri yaymamak ve insanların en savunmasız anlarını sosyal medya içeriğine dönüştürmemek bu sorumluluğun temel parçaları. Travma yalnızca olayın kendisiyle değil, bazen olayın sonrasında maruz kalınan görüntüler ve anlatılarla da büyüyebiliyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla görüntü değil; daha fazla özen, hassasiyet ve dayanışma.

Sık Sorulan Sorular

Sosyal medyada paylaşılan felaket görüntülerinin özellikle hangi yaş grubu üzerinde kalıcı travma yaratma riski daha yüksek?
Özellikle çocuklar ve ergenler bu görüntülerle karşılaştığında, yaşananları yetişkinler gibi anlamlandıramayıp zihinlerinde tekrar tekrar canlandırabilir ve yoğun korkular geliştirebilir.
Uzmanlara göre, bu tür olaylarda toplumun görüntüleri paylaşmadan önce neyi düşünmesi gerekiyor?
Uzmanlar, paylaşım yapmadan önce haber vermek ile acıyı tekrar tekrar görüntülemek arasındaki farkın düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.
Çocuklarla felaket hakkında konuşurken nasıl bir dil kullanılması öneriliyor?
Gerçeği saklamadan, ancak gereksiz ayrıntılara maruz bırakmadan, yaşlarına uygun sade bir dil kullanılması gerektiği belirtiliyor.
Köşe Yazısı

Gelişmiş demokrasilerde siyaset, günlük hayatın daha çok arka planında işleyen rutin bir mekanizmadır ve manşetleri bu seviyede işgal etmez. Akışın bu kadar siyasete boğulması; toplumda yüksek bir gerilim, kutuplaşma ve sürekli bir "kriz/çözüm" sarmalı yaşandığını gösterir. Siyaset, teknik bir yönetim işinden çıkıp bir kimlik mücadelesine dönüşmüştür.

Sağlık haberlerinin yalnızca %5'te kalması — ve muhtemelen bilim, kültür-sanat, teknoloji gibi kategorilerin listede hiç olmaması — toplumun kişisel refah ve gelişim konularına ayıracak zihinsel enerjisinin tükendiğini gösterir. "Oksijenin büyük kısmını" siyaset yaktığı için, bireysel yaşama dair konular haber değeri taşımaz veya lüks algılanır.

Veriler aynı zamanda okuyucunun refleksini gösterir. İnsanlar polemik, çatışma ve güç mücadelelerine daha fazla tıklama eğilimindedir. Siyaset, maalesef çoğu zaman toplumun günlük "reality show"u gibi tüketilir ve en çok etkileşimi bu içerikler üretir.

— Editör