Keman Atölyesinden Zeytin Atığına: Kıbrıs'ta İki Toplumlu Başarı Hikayeleri Büyüyor
- Kıbrıslı Rum keman ustası ile Kıbrıslı Türk usta ortak atölyede keman yapım ve restorasyonu yapıyor.
- İkili, 4 milyon Euro değerindeki 1785 yapımı Guadagnini kemanını restore etti.
- Ortak iş modeliyle Stelios Hadjiioannou Hayır Vakfı'ndan üçüncü kez ödül aldılar.
- Ustalar, günlük yaşamda bölünmüşlük ve bürokrasinin pratik engeller oluşturduğunu belirtiyor.
Kıbrıs sorununa ilişkin tartışmaların 2026 yılında yeniden yoğunlaştığı ve güven artırıcı önlemlerin güçlendirilmesinin gündeme geldiği bir dönemde, siyasi düzeyde ortak zemin bulmakta zorlanan iki toplumun aksine sıradan insanların geliştirdiği ortak girişimler büyümeye devam ediyor. Bu kapsamda öne çıkan iki farklı iki toplumlu başarı hikayesi, iş birliğinin somut örnekleri olarak dikkat çekiyor.
Bu girişimlerden ilki, Kıbrıslı Rum keman ustası Michalis Pantelidis ile Kıbrıslı Türk Arif Cebeci'nin ortak çalışması. Pantelidis, 2005 yılında Lefkoşa'nın ticaret merkezindeki Katsoni Caddesi'nde açtığı atölyesinde, İtalya'nın tarihi keman yapım merkezi Cremona'da edindiği bilgi ve deneyimi kullanıyor. Son beş yıldır Arif Cebeci ile birlikte çalışan Pantelidis, yeni kemanların yapımının yanı sıra tarihi enstrümanların restorasyonunu da gerçekleştiriyor. Cebeci ise Türkiye'de aldığı enstrüman yapımı eğitiminin ardından Kıbrıs'a dönerek mesleğini sürdürmeye başladı.
İki usta, birlikte çalışmanın özellikle keman yapımı gibi büyük ölçüde yalnız ve yoğun konsantrasyon gerektiren bir meslekte önemli avantajlar sağladığını belirtiyor. İkilinin en dikkat çekici çalışmalarından biri, 4 milyon Euro değerindeki 1785 yapımı Giovanni Battista Guadagnini kemanının restorasyonu oldu. Pantelidis ve Cebeci ayrıca yakın zamanda bir Stradivari ve bir Guarneri kemanını Kıbrıs'a getirerek, Kıbrıslı müzisyenlerin dünyaca ünlü tarihi enstrümanları deneyimlemelerine olanak sağlayan bir etkinlik düzenledi. Ortak iş modelleri sayesinde Stelios Hadjiioannou Hayır Vakfı tarafından iki toplumlu işletmeler kategorisinde üst üste üçüncü kez ödüle layık görüldüler.
Michalis Pantelidis, siyasi durumun günlük yaşamı zorlaştırdığına işaret ederek, "Sıradan insanların birbiriyle bir alıp veremediği yok" dedi. Pantelidis, bölünmüşlüğün yarattığı engeller ve bürokrasinin sıradan insanların ihtiyaç duymadığı güçlükler ortaya çıkardığını ifade etti. Arif Cebeci de günlük yaşamda pratik sorunlarla karşılaşmaya devam ettiklerini belirterek, kuzeyde malzeme ve ekipman temininin daha zor olduğunu ve Türkiye üzerinden yapılan ithalatın maliyetleri artırdığını anlattı. Cebeci, Lefkoşa'nın kuzeyinde yaşamasına rağmen birkaç kilometre uzaklıktaki işine ulaşmak için her gün geçiş noktasında uzun süre beklemek zorunda kaldığını söyledi. Sorunun sıradan insanların elinde olması halinde durumun farklı olup olmayacağı sorusuna Cebeci, "On yıllar önce çözülmüş olurdu" yanıtını verdi.
İkinci iki toplumlu başarı hikayesi ise Pit2Table girişimi. Mustafa Afşaroğlu, Buğra Ebeler ve Yağmur Fellahoğlu tarafından geliştirilen proje, zeytinyağı üretimi sırasında ortaya çıkan atıkları değerlendirerek mobilya yüzeylerinde kullanılabilecek malzemelere dönüştürüyor. Girişimin iki toplumlu yapısı, UNDP programı sırasında Katerina Loizou ve Angelos Evangelos ile tanışmalarıyla gelişti. Tarafların farklı alanlardaki bilgi ve deneyimlerini bir araya getirmesiyle proje büyüdü ve şirket 2025 yılında şekillendi. Pit2Table'ın ürünleri şimdiden Kopenhag, Paris, Londra ve New York'ta sergilendi. Projenin uluslararası alanda gördüğü ilginin önemli örneklerinden biri de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Brüksel'deki bir sergide girişimcileri tebrik etmesi oldu.
Ürünler adanın kuzeyindeki atölyede üretilirken, kullanılan zeytin atıkları hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı Rum üreticilerden temin ediliyor. Tamamlanan ürünler Yeşil Hat ticaret düzenlemesi üzerinden Kıbrıs Cumhuriyeti pazarına giriyor ve buradan uluslararası pazarlara ihraç ediliyor. Girişimciler, bürokrasi, ithalat maliyetleri ve adanın bölünmüşlüğünden kaynaklanan güçlüklerin devam ettiğini ancak ortak amaç etrafında çalışmanın farklılıkları geri plana ittiğini anlattı. Katerina Loizou, bu tür buluşmaların "iş birliğini normalleştirdiğini" ve insanları ayrılıklardan ziyade ortak çıkarlara odaklanmaya yönelttiğini belirtirken, Buğra Ebeler de birlikte zaman geçirildikçe insanların farklılıklardan çok benzerlikleri görmeye başladığını ifade etti.