Kıbrıslı Türklere Yönelik Ayrımcılık BM Raporunda: Türkçe Resmi Dil Ama Uygulamada Yok
- BM raporu Kıbrıslı Türklere yönelik ırkçı ayrımcılığın sürdüğünü ortaya koyuyor.
- Türkçe anayasal resmi dil olmasına rağmen eğitim, kamu ve mahkemelerde kullanılmıyor.
- Sınavların yalnızca Yunanca yapılması Kıbrıslı Türklerin çalışma hayatına katılımını engelliyor.
- Rum yetkililer "Türk işgalini" gerekçe gösteriyor ancak bu açıklama uluslararası toplumda inandırıcı bulunmuyor.
Kıbrıs Rum yönetimi ve kurumlarının Kıbrıslı Türklere karşı sergilediği ayrımcı tutumlar her geçen gün yeni mağduriyetler doğuruyor. Banka hesabı açtıramayan, iş hayatından dışlanan, vatandaşlık hakları konusunda engellerle karşılaşan Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sorunlar artık uluslararası kurumların da gündeminde.
Birleşmiş Milletler Irkçı Ayırımcılığı Ortadan Kaldırma Komitesi'nin Nisan ayında yayımladığı rapor, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Kıbrıslı Türklere, göçmenlere, mültecilere ve özellikle Müslüman işçilere yönelik ırkçı ayrımcılığın sürdüğünü ortaya koyuyor. Raporda nefret söyleminin yaygınlaştığı ve bazı milletvekillerinin ırkçı söylemleri siyasi araç olarak kullandığı belirtiliyor. Karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık almakta ciddi zorluklar yaşadığı da raporun dikkat çektiği noktalar arasında.
Raporun en çarpıcı tespitlerinden biri Türkçe konusundaki ayrımcılık. Kıbrıs Anayasası'na göre Türkçe resmi dil olmasına karşın eğitim sisteminde, kamu hizmetlerinde ve mahkemelerde bu dile yer verilmiyor. Sınavların yalnızca Yunanca yapılması Kıbrıslı Türklerin çalışma hayatına katılımını engelliyor. Kültür, spor ve yargı alanlarında da benzer dışlanmalar yaşanıyor.
Kıbrıs Rum yetkililer bu suçlamalar karşısında "Türk işgalini" gerekçe gösteriyor ancak bu açıklama uluslararası toplumda inandırıcı bulunmuyor. Devletin resmi dillerinden biri olan Türkçeye uygulanan ayrımcılığın işgal olgusuyla açıklanamayacağı vurgulanıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliği sırasında imzalanan protokollerde tüm yurttaşların üyelikten yararlanması gerektiği açıkça belirtilmişti ancak bu taahhütler hayata geçirilmedi.
Kıbrıslı Türklerin istihdam, eğitim, kültür-sanat ve spor alanlarında kendilerine yer bulamaması iki toplum arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Ayrımcılığa son vermek yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda iki toplumun kaynaşması ve ülkenin birleşmesi yolunda atılabilecek en etkili güven artırıcı adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.