Kıbrıs'ta Çözüm İçin Yeni Bir Fırsat: Geçmişten Ders Çıkarma Zamanı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir inisiyatif başlatması beklenirken, adadaki siyasi aktörlerin ve ilgili tüm çevrelerin geçmişteki başarısız girişimlerden ders çıkarması gerektiği belirtiliyor. Uzun yıllardır Kıbrıs meselesinin etrafında şekillenen siyasi duruşların, özellikle de çözümsüzlüğü körükleyen söylemlerin, bu yeni süreçte yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Geçmişte Perez De Cullar, Butros Gali ve Kofi Annan gibi BM genel sekreterlerinin çözüm çabalarının, bazı çevreler tarafından sürekli olarak "eskidi" yaftasıyla karşılandığı hatırlatılıyor. Bu kez, Guterres'in girişimine hem olumlu hem de olumsuz bakan herkesin, dünyadaki değişen dinamikler ışığında kendi pozisyonlarını sorgulaması gerektiği vurgulanıyor. Özellikle çözümsüzlüğün, Doğu Akdeniz ve Ege'de barışa mı yoksa daha büyük çatışmalara mı hizmet ettiği sorusu gündeme getiriliyor.
Güney Kıbrıs'ın Annan Planı'na "hayır" demesinin ardından, güvenlik endişelerini gidermek için ABD, Fransa, Hindistan ve İsrail ile yaptığı askeri anlaşmaların bu kaygıları azaltmadığına dikkat çekiliyor. Tam aksine, Yunanistan savaş uçaklarının adaya konuşlanmasının, Türk savaş uçaklarının da karşılık vermesiyle daha büyük bir gerilime yol açtığı belirtiliyor. Oysa Annan Planı kabul edilmiş olsaydı, adada sembolik sayıda Türk ve Yunan askeri bulunacak ve ada kısmen silahsızlandırılmış olacaktı.
Kuzey Kıbrıs'ta ise Annan Planı'na "hayır" diyenlerin, bugün adanın güneyinde çok sayıda yabancı gücün askeri varlığı karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği merak konusu. Bu kesimin, çözümsüzlük ortamında Kıbrıs Türk toplumunun ve Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı yeni askeri tehditleri değerlendirmesi gerektiği ifade ediliyor. Rahmetli Bülent Ecevit'in, ilhak veya iki ayrı devlet yerine neden Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni desteklediği hatırlatılarak, o dönemdeki öngörülerin bugünkü gerçeklerle yüzleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Tüm bu yaşananlar ışığında, Guterres'in yeni çözüm çabalarına, geçmişteki hatalardan ders alarak ve daha olumlu bir bakış açısıyla yaklaşılması çağrısı yapılıyor. Adanın ve bölgenin geleceği için, en azından bu kez, yapıcı bir diyalog ve ortak akıl arayışının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.