DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN
Kuzey Kıbrıs'ın Sesi
TR
Güney Kıbrıs

Kıbrıs'ta Yeni Diplomasi Arayışı: Çözüm Yolu İşlevsel Yönetişimden mi Geçiyor?

05 Ağustos 2026 88 okunma
BM Genel Sekreteri Guterres'in Kıbrıs ziyareti sonrası gözler sonbahara çevrilirken, değişen küresel dinamiklerin çözüm diplomasisini de dönüşmeye zorladığı bir gerçek olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, kapsamlı çözüm hedefinden sapmadan, ortak sorunlara odaklanan "işlevsel yönetişim" modelinin süreci canlandırabileceğini belirtiyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs temasları, genel beklentilere paralel bir tablo ortaya koydu. Liderler diyaloğu sürdürme konusunda mutabık kalırken, Guterres'in görev süresinin bitiminden önce gayriresmî 5+1 formatında yeni bir buluşma için de yeşil ışık yandı. Genel Sekreter, taraflara güven artırıcı adımlar ve yöntem konusunda ilerleme çağrısı yaparken, yeterli hazırlık zemini oluşmadan masaya oturma taraftarı olmadığını da net biçimde ifade etti.

Uzun süredir yerinde sayan müzakere süreci için bu çıkışın olumlu olduğu açık. Planlanan toplantının içeriğinden ziyade, diyalog kanallarını canlı tutması ve kapsamlı çözüm perspektifinin tamamen rafa kalkmasını engellemesi kritik önem taşıyor. Şimdi tüm dikkatler, sonbahara kadar sürecek diplomatik mesaiye ve güven yaratıcı önlemler başlığına odaklanmış durumda. Ancak bu hazırlık döneminin, yalnızca hangi güven artırıcı adımların atılacağına ya da müzakere pozisyonlarının yeniden sıralanacağı bir süreç olarak görülmemesi gerekiyor. Asıl ihtiyaç, değişen uluslararası ve bölgesel jeopolitik iklimin Kıbrıs'ta bir çözüm ortamı yaratmaya nasıl katkı koyabileceğine dair yeni fikirlerin masaya yatırıldığı daha geniş bir düşünme evresi.

Crans-Montana'nın üzerinden neredeyse on yıl geçti. Bu zaman zarfında uluslararası sistem köklü bir dönüşüm geçirdi. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'nın güvenlik mimarisini altüst etti. İran Savaşı ve öncesinde Suriye'de şekillenen yeni denge ile ABD'nin bölgeye yönelik planları, Doğu Akdeniz'i yeniden küresel rekabetin sıcak noktalarından biri haline getirdi. Avrupa Birliği savunma kapasitesini artırmaya ve bu çerçevede Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmeye çalışırken, enerji güvenliği, göç, kritik altyapılar ve ekonomik dayanıklılık gibi konular güvenlik gündeminin ayrılmaz parçaları oldu. Büyük güç rekabetinin keskinleşmesi, orta ölçekli aktörlerin yükselişi ve ittifak ilişkilerindeki akışkanlık, diplomasideki fırsat pencerelerini hem daha öngörülemez hem de daha kısa ömürlü kılıyor.

Böylesi bir ortamda, bölgesel ve uluslararası aktörlerin çıkarlarının Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümle örtüştüğü anlar her zamankinden daha kıymetli, ancak aynı ölçüde geçici olma riski de taşıyor. Bu noktada asıl mesele, herkesin dilindeki "fırsat penceresi"nin varlığı değil; Kıbrıs'taki çözüm diplomasisinin bu fırsatı değerlendirecek kurumsal hazırlığa ve esnekliğe sahip olup olmadığı. Mevcut tabloya bakıldığında, diplomatik araçların değişen uluslararası konjonktüre aynı hızda uyum sağlayabildiğini söylemek güç. Temel varsayım hâlâ, uygun siyasi koşullar oluştuğunda kapsamlı çözüm müzakerelerinin yeniden başlayacağı yönünde. Koşullar oluşmadığında ise süreç ya donuyor ya da geçmişte sıkça tanık olunduğu üzere, sonuç üretmeyen güven artırıcı önlem tartışmalarına sıkışıp kalıyor.

Bu, kapsamlı çözüm hedefinden ya da güven yaratıcı önlemlerden vazgeçilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Nitekim BM Genel Sekreteri de yeni bir konferansı bu başlıklardaki ilerlemeye bağlamış durumda. Yapılması gereken, bir adım öteye geçip kapsamlı çözüm hedefini muhafaza ederken, bu hedefe giden yolda kullanılan diplomatik araç ve yaklaşımları günümüzün jeopolitik gerçeklerine uyarlamak. Bu yaklaşım, geçmişte dile getirilen "adım adım çözüm" ya da "iş birliği modeli" önerilerini andırsa da, burada kastedilen ne kapsamlı çözümün yerini alacak aşamalı bir model ne de nihai statü tartışmalarını ikinci plana iten kalıcı bir iş birliği çerçevesi. Daha ziyade, bu iki yaklaşım arasında konumlanan ve nihai hedefi korurken, ortak sorunların yönetimine odaklanan bir düşünsel çerçeve olarak "işlevsel yönetişim" öne çıkıyor.

Uluslararası ilişkiler teorisyeni David Mitrany'nin geliştirdiği ve Ernst Haas'ın Avrupa entegrasyonu çalışmalarıyla tanınan işlevselci yaklaşım, yıllar içinde siyasi uyuşmazlıkların çözümüne de uyarlandı. Benzer biçimde, Amerikalı siyaset bilimci James Rosenau'nun "hükümetsiz yönetişim" yaklaşımı da ortak sorunların yönetiminin her zaman kapsamlı anayasal düzenlemeler gerektirmediğini ortaya koyarak bu düşünceye güçlü bir kuramsal katkı sundu. Kıbrıs, Avrupa bütünleşmesinin ortaya çıktığı tarihsel ve siyasal koşullarla birebir örtüşen bir örnek değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa ile Almanya'nın Kömür ve Çelik Topluluğu çatısı altında egemenliğin belirli alanlarını ortak yönetmeye başlaması, daha sonra Avrupa Birliği'ne evrilecek sürecin başlangıcı olmuştu. Kıbrıs'ta ise tanınma ve temsiliyet gibi çok daha karmaşık ve çözümlenmemiş meseleler söz konusu. Buna rağmen işlevsel yönetişim yaklaşımını, nihai çözümün kendisi olarak değil, ona giden süreci kolaylaştırabilecek bir adım olarak ele almak mümkün.

Bugün enerji güvenliği, su yönetimi, çevre, halk sağlığı, afetlere hazırlık, düzensiz göç veya kritik altyapıların korunması gibi birçok konu fiilen ortak yönetim gerektiriyor. Ancak bu alanların önemli bir kısmı, daha başlangıç aşamasında egemenlik ve statü tartışmalarının içine çekiliyor. Bunu aşmak için diplomasinin artık yalnızca sonuçları müzakere etmeye değil, ortak sorunları yönetebilecek kurumsal kapasiteyi inşa etmeye de odaklanması gerekiyor. İlk adım olarak, bu alanlarda açık görev ve yetkilere sahip, sınırlı fakat sürekli çalışacak işlevsel ortak yönetişim mekanizmalarının geliştirilmesi düşünülebilir. Yıllar içinde önemli bir deneyim ve kurumsal hafıza kazanan iki toplumlu teknik komitelerin bu doğrultuda yeniden tasarlanması, yetki ve kapasite bakımından güçlendirilmesi ve daha işlevsel bir yapıya kavuşturulması önemli bir fırsat sunuyor.

Genel Sekreter üçlü görüşme sonrası yaptığı açıklamada sorumluluğu iki tarafa yüklemiş olsa da, burada Birleşmiş Milletler'e de kritik bir rol düşüyor. BM'nin görevi artık yalnızca tarafları aynı masa etrafında buluşturmakla sınırlı kalmamalı. BM, yeni uluslararası konjonktürün gerekleri doğrultusunda, Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırmak adına mevcut teknik komitelerin güçlendirilmesi konusunda daha aktif ve yönlendirici bir rol üstlenebilmeli. Üstelik böylesi bir dönüşüm için mevcut misyon çerçevesi de önemli bir esneklik sağlıyor. Teknik komiteler tarafların kendi iradeleriyle oluşturulmuş mekanizmalar; BM'nin kolaylaştırıcı ve danışmanlık rolü de uzun süredir bu alanda varlığını sürdürüyor. Güvenlik Konseyi'nin son dönemdeki kararları da komitelerin siyasi engellerden arındırılarak güçlendirilmesini, daha etkin biçimde çalışmasını ve İyi Niyet Misyonu'nun bu yöndeki tavsiyelerinin dikkate alınmasını açıkça teşvik ediyor. Dolayısıyla bir adım ileri gidilerek komitelerin çalışma usullerinin gözden geçirilmesi ve yetkilerinin güçlendirilmesi gibi açılımlar için yeni bir Konsey kararına gerek duyulmuyor.

gufi_note_title

gufi_note_p1

gufi_note_p2

gufi_note_p3

— Editör