Siyasette Kavga Kolay, Çözüm Zor: Arıklı Tartışması Üzerine
- Erhan Arıklı, Türk Ordusu'na işgalci diyenlere yönelik açıklamaları sonrası özür diledi.
- Arıklı'ya 1996 sınır olaylarıyla ilgili suçlamalar var, Kıbrıs Cumhuriyeti tutuklama emrini gündeme getirdi.
- Arıklı, kendisine hakaret edenlere "piç" dedi, Şener Levent sert yanıt verdi.
- Yazar, siyasetçilerin hakaret etmesini kabul edilemez buluyor ve samimi özür bekliyor.
Zaman zaman not aldığım güzel sözler olur, "belki bir gün bu sözle ilgili bir yazı yazarım" diye saklarım. Geçenlerde George Monibot'a ait olduğu belirtilen şu sözü okudum ve hemen kaydettim: "Yoksullar ve orta sınıf vergilerini, zenginler muhasebecilerini, avukatlarını ve ultra zenginler siyasileri öder." Ne kadar yerinde bir tespit değil mi?
Bugün asıl tartışmak istediğim konu kavga etmek ve özür dilemek meselesi. Daha önce de yazdım, samimi şekilde özür dilemek bir erdemdir. Ancak her "özür dilerim" ifadesini tek başına erdem saymak doğru değil. Erhan Arıklı, Kıbrıs'ta Türk Ordusu'na işgalci diyenlere yönelik sert açıklamalar yapmış, sonra gidip özür dilemişti. Bu bir erdem mi? Evet, erdem. Ama mesele burada bitmiyor.
Arıklı'ya 1996'daki sınır olaylarıyla ilgili bazı suçlamalar yöneltiliyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti yeniden tutuklama emrini gündeme getirmeye başladı. Bu süreçte hatırı sayılır miktarda vatandaş Arıklı'ya destek verirken, bazıları da tersini yaptı. Arıklı da kendisine hakaret ettiğini öne sürdüğü kişilere "piç" ifadesini kullandı. Şener Levent ise "Kıbrıslıyım, Lefkoşa'da doğdum, annem babam Teralı, sen hangi cehennemdensin?" diyerek oldukça sert bir yanıt verdi. Arıklı da sosyal medyadan "buraları yüceltmek isteyenlerin cehenneminden" gibi bir ifadeyle karşılık verdi.
Arıklı "piç" ifadesi nedeniyle özür dilemek zorunda mıdır? Değildir, paşa gönlü bilir. Tüm Kıbrıslılara söylemediğini ileri sürüyor. Ancak bence bir siyasetçinin normal bir vatandaş gibi konuşarak küfretmesi, hakaret etmesi kabul edilemez. Size yapılan eleştirilere hatta hakaretlere tahammül edemiyorsanız siyasetçi olmayın. Hatta hakarete karşı dava açma hakkınız da bakidir. Kişinin ama özellikle de bir siyasetçinin hata yaptığını kabul edebilmesi çok ciddi bir cesaret gerektirir. Siyasete giren, üç kuruşluk bir makama yerleşen ve egosu tavan yapan biri için hata kabulü imkansızlaşır. Arıklı hala "Piç demiş olmam yanlıştı, bu ifadenin tüm Kıbrıslı kardeşlerimi kırdığını biliyorum, aynı şeyi tekrarlamayacağım, özür dilerim" diyebilse, bunu ayakta alkışlarım. Ancak "özür dilerim ama..." diye başlayan cümleleri kendisine saklasın derim.
Siyasetçiler için özür, normal vatandaş özründen çok daha önemlidir. Çünkü siyasetçi bir partiyi, bir makamı, devleti temsil eder. Şu sözü de not etmiştim bir zamanlar: "Özür dilemek insanı küçültmez; hatasını kabul etmeyecek kadar büyük bir egoya sahip olmaktan kurtarır." Arıklı aslında açıkça kavga etmek, Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımını yükseltmek ve partisine oy devşirmek derdindeyse ki öyle görünüyor, bu durum dokunulmazlığı halinde yargılanmasını dahi gerektirebilecek bir suçtur diye düşünürüm.
Siyasetçinin özür dileyebilmesi yenilgi değildir. Asıl yenilgi, yanlış yaptığını bildiği halde sırf oy kaybetmemek hatta ayrımcılık üzerinden oy devşirmek için hatasında ısrar etmesidir. Bana göre Arıklı'nın derdi uzlaşmak, toplumu sakinleştirmek ve makamını sorun çözmeye odaklamak yerine çatışma yaratmak ve bundan oy toplamaya çalışmaktır. Kavga sorun çözmez. Arıklı'ya sosyal medyada küfreden veya hakaret edenler de doğru yapmıyor, bazıları açıkça suç işliyor. Dünyanın hiçbir kültüründe kavgayla, kavgaya körükle gitmekle hiçbir sorun çözülmez.
Topluma sürekli tehdit ve korku aşılamaya çalışanlar var. Bunlar gerek KKTC vatandaşları arasında gerekse tüm Kıbrıslılar içerisinde "biz" ve "onlar" ayrımını keskinleştirip siyasi çıkar peşinde koşmaktadır. Hem toplumsal uzlaşıyı yıkmak hem de son dönemdeki ekonomik sıkıntıları, hayat pahalılığını, eğitim ve sağlık sorunlarını gizlemek maksadıyla suni kavgalar yaratanlar olabilir. Öfkeye gerek yok. Siyasetçinin görevi insanlara sürekli "düşman kim?" sorusunu sormak değil, "bu sorunu nasıl çözeriz?" sorusuna cevap aramaktır. Çünkü kavga kolaydır, çözüm zordur. Kavga etmek için birkaç sert cümle yeterlidir. Çözüm için ise diplomasi, sabır, müzakere, karşı tarafı dinleme ve gerektiğinde kendi kitlene hoşuna gitmeyecek gerçekleri anlatma cesareti gerekir.
Kavga eden siyasetçi çoğu zaman kalabalığı arkasına alabilir, örnek Erhan Arıklı. Çözüm arayan siyasetçi ise bazen kendi kalabalığının karşısında bile kalabilir, örnek Tufan Erhürman. Gerçek siyasi liderlik en yüksek sesle bağırmak değil, en zor meselelerde bile konuşabilecek zemini yaratmaktır. Artık çok fazla bağıran, ota boka sosyal medya paylaşımı yapan siyasetçiler değil, daha fazla çözüm üreten siyasetçiler görmek istediğimizi de ayrıca belirtmek istiyorum. KKTC'de siyaset ne yazık ki insanları birbirine düşürme maksadıyla yapılır hale geldi. Oysa siyaset, Orhan Gencebay'ın "Batsın Bu Dünya"sında dediği gibi hep birlikte yaşayabileceğimiz daha iyi, daha adil bir düzen kurmayı hedeflemeli. Sevgili Erhan Arıklı, kavga oy getirebilir ama geleceğimizi götürür. Umurundaysa tabii ki.