DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN
Kuzey Kıbrıs'ın Sesi
TR
Siyaset

Denizdeki Facianın Sorumlusu Sadece Kaptan Değil

02 Eylül 2026 52 okunma
Gemi faciasında soruşturmanın yalnızca kaptan ve mürettebatla sınırlı kalmaması gerektiği vurgulanırken, izin belgelerinin varlığının denetim sürecinin doğru işlediğini kanıtlamadığına dikkat çekiliyor.
Öne Çıkanlar
  • Facianın sorumluluğu yalnızca kaptan ve mürettebata değil tüm sefer zincirine ait.
  • Kayıp sayısındaki değişimler ailelere güvenilir bilgi akışı sağlanmasını zorunlu kılıyor.
  • Soruşturma, gemi sahibi, işletmeci, denetçi ve izin veren idari mekanizmayı da kapsamalı.
  • Mahkeme, 16 kişilik tutuklama emrine rağmen ilk 9 kişinin getirilmesi üzerine diğerlerinin de çıkarılmasını istedi.

Bir geminin batması yalnızca dümendeki kişinin ya da mürettebatın sorumluluğuna indirgenemez. O gemiyi sefere gönderen tüm zincirin mercek altına alınması şarttır. Yakınını kaybetmenin acısı zaten dayanılmazken, kayıp sayısının saatler içinde değişmesi ve ailelerin her açıklamada farklı rakamlarla karşı karşıya kalması bu acıyı katlanılmaz hale getiriyor. Bugün öncelik elbette kayıplara ulaşmak, yaralıları iyileştirmek ve ailelere güvenilir bilgi akışı sağlamaktır. Ancak bu büyük acının ortasında gerçeğin üstünün örtülmesine de izin verilmemelidir.

Bu facia, geminin su almaya başladığı andan çok daha önce başladı. Bir onarım sırasında, bir denetimde, hukuka aykırı verilen bir izinde ya da "bir şey olmaz" denilip geçiştirilen bir eksiklikte başladı. Soruşturmanın asıl görevi de tam olarak bunu ortaya çıkarmaktır. Kaptanın ve mürettebatın eylemleri elbette incelenecek. Fakat soruşturma yalnızca bu boyutla sınırlandırılırsa gerçeğin sadece bir parçası görülmüş olur. Çünkü bir gemiyi sefere yalnızca kaptan çıkarmaz. Geminin sahibi, işletmecisi, teknik sorumluları, bakımını yapanlar, denetleyenler, belgelendirenler ve sefere izin veren idari mekanizma da bu zincirin halkalarıdır.

Son iki gündür geminin yıllar önce kaza geçirip onarıldığı, son teknik kontrolünün Haziran 2026'da yapıldığı ve gerekli sefer izinlerinin bulunduğu yönünde açıklamalar yapılıyor. Ancak "izinler vardı" demek hakikati ortaya çıkarmak için yeterli değildir. Bir izin belgesinin bulunması, o iznin usulüne uygun verildiğini kendiliğinden kanıtlamaz. Bir teknik raporun varlığı, incelemenin yeterli olduğunu göstermez. Bir sertifikanın bulunması, sahadaki denetimin gereği gibi yapıldığının tartışılmasını engellemez. Özellikle denetimsizliğin neredeyse yönetim alışkanlığına dönüştüğü bir dönemde "izinleri vardı" ifadesi rahatlatmak yerine daha fazla soru sormaya sevk etmelidir.

Soruşturmanın ilk gününde yaşananlar da dikkat çekicidir. Polisin 16 kişi hakkında tutuklama emri almasına rağmen mahkemeye ilk olarak 9 kişinin getirilmesi üzerine mahkemenin diğer kişilerin de huzuruna çıkarılmasını istemesi basit bir usul meselesi değildir. Sonrasında Liman Müdürlüğü yetkilileri ve şirket hissedarlarının da aralarında bulunduğu kişilerin mahkemeye getirilmesi ve beş kişi hakkında derhal tahkikat başlatılması emri verilmesi önemli bir yargısal adımdır. Amaç birilerini topluca suçlu ilan etmek değil, hiç kimsenin makamı veya konumu nedeniyle soruşturmanın dışında bırakılmadığı bir süreç kurmaktır.

Bakan Erhan Arıklı'nın facianın ilk saatlerinde gemiye ilişkin belgeleri kamuoyuyla paylaşması da sorunludur. O belgeler zaten soruşturmanın konusudur. Belgenin hukuki ve teknik değerini Bakan belirleyemez; buna delillerin tamamını inceleyecek bağımsız soruşturma ve yargısal süreç karar verir. Siyasi makamların bu aşamada yapması gereken kendi alanlarını temize çıkarmaya çalışmak değil, soruşturmanın önünü bütünüyle açmaktır. Ayrıca ceza sorumluluğu ile siyasi sorumluluk aynı şey değildir. Bir bakanın ceza hukuku anlamında suç işlemediğinin ortaya çıkması, siyasi sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Denetim sistemi işlememişse, kurumlar arası koordinasyon yoksa ve ailelere doğru bilgi dahi verilemiyorsa bunun siyasi karşılığı ayrıca vardır.

Bu facianın ardından yapılabilecek en büyük yanlış, kamuoyunun öfkesini birkaç kişinin üzerinde toplayıp dosyayı orada kapatmaktır. Adalet birkaç günah keçisi belirlenerek sağlanmaz. Bugün yürütülecek eksiksiz bir soruşturma yalnızca geçmişin hesabını görmek için değil, yarın başka insanların aynı biçimde ölmemesi için de gereklidir. Siyasi sorumluluk üstlenmeye niyetleri yoksa hiç değilse adli sürecin önünden çekilsinler, ailelerin yanında dursunlar ve polisi, savcılığı, mahkemeyi siyasi gölge altında bırakmadan işlerini yapmaya bıraksınlar. Bunu dahi yapamıyorlarsa istifa etsinler. Çünkü insanların hayatını kaybettiği, yaralıların olduğu ve ailelerin hâlâ gözlerini denizden ayırmadan yakınlarını beklediği bir yerde artık savunma değil, gerçek, sorumluluk ve hesap verme zamanıdır.

Sık Sorulan Sorular

Facianın soruşturmasında kaptan ve mürettebat dışında hangi kurum veya kişilerin sorumluluğu incelenecek?
Geminin sahibi, işletmecisi, teknik sorumluları, bakım yapanlar, denetleyenler, belgelendirenler ve sefere izin veren idari mekanizma da soruşturma kapsamına alınmalıdır.
Geminin sefer izinlerinin bulunması, denetim sürecinin doğru işlediğini neden kanıtlamıyor?
Bir izin belgesinin bulunması, o iznin usulüne uygun verildiğini veya denetimlerin eksiksiz yapıldığını göstermez; bu yüzden tek başına yeterli bir kanıt değildir.
Kayıp sayısındaki değişiklikler aileler üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?
Kayıp sayısının saatler içinde değişmesi ve ailelerin her açıklamada farklı rakamlarla karşılaşması, yakınlarını kaybetmenin acısını katlanılmaz hale getiriyor.
Köşe Yazısı

Gelişmiş demokrasilerde siyaset, günlük hayatın daha çok arka planında işleyen rutin bir mekanizmadır ve manşetleri bu seviyede işgal etmez. Akışın bu kadar siyasete boğulması; toplumda yüksek bir gerilim, kutuplaşma ve sürekli bir "kriz/çözüm" sarmalı yaşandığını gösterir. Siyaset, teknik bir yönetim işinden çıkıp bir kimlik mücadelesine dönüşmüştür.

Sağlık haberlerinin yalnızca %5'te kalması — ve muhtemelen bilim, kültür-sanat, teknoloji gibi kategorilerin listede hiç olmaması — toplumun kişisel refah ve gelişim konularına ayıracak zihinsel enerjisinin tükendiğini gösterir. "Oksijenin büyük kısmını" siyaset yaktığı için, bireysel yaşama dair konular haber değeri taşımaz veya lüks algılanır.

Veriler aynı zamanda okuyucunun refleksini gösterir. İnsanlar polemik, çatışma ve güç mücadelelerine daha fazla tıklama eğilimindedir. Siyaset, maalesef çoğu zaman toplumun günlük "reality show"u gibi tüketilir ve en çok etkileşimi bu içerikler üretir.

— Editör