Girne Faciası "Kaza" Denilerek Geçiştirilemez: Yapısal Sorunlar Masaya Yatırılmalı
- Girne faciasının "kaza" etiketiyle geçiştirilemeyeceği ve yapısal eksikliklerin incelenmesi gerektiği belirtildi.
- Münür Rahvancıoğlu, geminin izin, bakım ve teknik kontroller dahil tüm süreçlerin mercek altına alınmasını istedi.
- Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın asli yetki nedeniyle faciada net sorumluluğu olduğu vurgulandı.
- Umut Ersoy, devletin gemideki yolcu sayısını kesin belirleyememesini başlı başına skandal olarak nitelendirdi.
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, Dış İlişkiler Sekreteri Umut Ersoy ve Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, Emeğin Gündemi programında Girne açıklarında meydana gelen gemi faciasını değerlendirdi. Yetkililer, olayın "kaza" etiketiyle kapatılamayacağını, ulaşım güvenliği, kamu denetimi, çalışma koşulları ve kriz yönetimi gibi pek çok alandaki yapısal eksikliklerin gün yüzüne çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Rahvancıoğlu, facianın yalnızca kaptan veya mürettebat hatasına indirgenemeyeceğini ifade ederek geminin izin süreçlerinden bakım kayıtlarına, teknik kontrollerden sefere çıkış koşullarına kadar tüm aşamaların mercek altına alınması gerektiğini söyledi. Ulaşım alanındaki asli yetkinin Ulaştırma Bakanlığı'nda olduğunu hatırlatan Rahvancıoğlu, idare hukukunun temel ilkesi olan "yetki kimdeyse sorumluluk ondadır" prensibine işaret etti. Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın hükümetin bir parçası olması nedeniyle Başbakan'ın da sorumluluk taşıyabileceğini ancak ulaşım konusundaki asli yetki nedeniyle Bakan'ın sorumluluğunun net olduğunu dile getirdi.
Toplu ulaşım araçlarında güvenliğin bireylerin dikkatine veya şirketlerin insafına terk edilemeyeceğini belirten Rahvancıoğlu, devletin uçak, gemi ve otobüs gibi araçlarda etkin denetim mekanizmaları kurmak zorunda olduğunu kaydetti. Geminin sefere çıktıktan kısa süre sonra sorun yaşamasının, denetim ve sefere uygunluk süreçlerine dair ciddi soru işaretleri oluşturduğunu ifade etti. Ulaşım hizmetlerinin özel şirketlerin kâr hesaplarına bırakılmasını eleştiren Rahvancıoğlu, insan hayatının kâr-zarar denklemine indirgenemeyeceğini vurguladı. Çalışanların güvencesiz ve sendikasız koşullarda çalıştırılmasının doğrudan can güvenliği sorunu olduğunu belirterek "Sendikasız çalıştırılmak yasaklansın" talebinin aynı zamanda bir can güvenliği talebi olduğunu söyledi.
Dış İlişkiler Sekreteri Umut Ersoy ise facianın yalnızca bir deniz kazası olarak ele alınmasının, olayın arkasındaki siyasi ve ekonomik tercihleri görünmez kılacağını ifade etti. Ulaşım sisteminin nasıl kurulacağı, kim tarafından işletileceği ve hangi denetim mekanizmalarının uygulanacağının siyasi kararlar olduğunu belirten Ersoy, bu nedenle siyasi sorumluluğun hükümetin bütününe uzandığını söyledi. Facianın ardından yolcu, kayıp ve kurtulan sayılarına ilişkin yaşanan belirsizliklere dikkat çeken Ersoy, devletin gemide kaç kişinin bulunduğunu dahi kesin biçimde ortaya koyamamasının başlı başına bir skandal olduğunu vurguladı.
Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, toplumun büyük bir acı ve öfke yaşadığını belirterek yalnızca taziye mesajları yayımlamakla yetinilemeyeceğini söyledi. Devlet kurumlarının kriz anlarında etkin biçimde çalışamamasının ve yurttaşların kendi dayanışma ağlarını kurmak zorunda kalmasının toplumdaki derin güvensizliği ortaya koyduğunu ifade etti. "Hepimiz suçluyuz" söyleminin gerçek sorumlulukların üzerini örtmemesi gerektiğini belirten Özkızan, facianın münferit bir olay değil, Kıbrıs'ın kuzeyinde giderek normalleşen kuralsızlık ve denetimsizlik düzeninin sonuçlarından biri olarak ele alınması gerektiğini kaydetti.