Kıbrıs'ta 52 Yıllık Bölünmüşlük Sürerken Barış Umudu Hâlâ Uzak
- Kıbrıs'ın bölünmesinin üzerinden 52 yıl geçmesine rağmen kalıcı barış sağlanamadı.
- 'teki 13 maddelik anayasa değişikliği Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna indirmeyi hedefledi.
- Savaşı, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini pekiştirdi ve iki bölgeli federasyon zeminini oluşturdu.
- Son yıllarda "ayrı devlet ve egemen eşitlik" söylemi barış arayışını zorlaştırıyor.
Kıbrıs'ın 1974 yazında fiilen ikiye ayrılmasının üzerinden 52 yıl, 1964'teki ilk bölünmenin üzerinden ise tam 62 yıl geçti. Buna karşın adada hâlâ kalıcı bir barış tesis edilebilmiş değil. Sorunun kökleri modern Kıbrıs tarihine, iki etnik toplumun birbiriyle çatışan gelecek tasavvurlarına kadar uzanıyor. Savaşlara, göçlere ve derin toplumsal travmalara yol açan bu süreç farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor.
Kıbrıslı Türkler, adanın Britanya yönetimine geçtiği ilk günden itibaren Kıbrıslı Rumlarla eşit statü elde etmek için mücadele verdi. Enosis'e karşı çıkarken aynı zamanda azınlık konumuna düşmemek adına özyönetim taleplerine de mesafeli yaklaştılar. 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nde federal unsurlar barındıran yapı sayesinde azınlık değil, orantısal eşitlik temelinde yönetime katılan iki toplumdan biri olmayı başardılar. Ancak bu kazanımın elde edilmesinde Britanya'nın böl-yönet politikası, Türkiye'nin Soğuk Savaş dönemindeki jeopolitik ağırlığı ve Kıbrıslı Türklerin azınlık statüsünü reddeden direnişi gibi çok sayıda faktör etkili oldu.
Ne var ki Kıbrıslı Rumların önemli bir bölümü, Zürih-Londra Anlaşmaları'yla gelen eşitlik düzenini baştan beri adaletsiz buluyordu. Başpiskopos Makarios'un 1963 Kasım'ında önerdiği 13 maddelik anayasa değişikliği, Kıbrıslı Türkleri yönetici ortak konumundan sıradan bir azınlığa indirmeyi hedefliyordu. Bunu izleyen toplumlararası çatışmalar sonucunda Kıbrıslı Türkler devlet yapısının dışına itildi ve Kıbrıslı Rumlar yönetimi tek başına üstlendi. Rum liderliği 1974'e kadar Zürih-Londra düzenini ortadan kaldırmak için çaba harcarken, Türk tarafı önce anlaşmaların aynen korunmasını, ardından federasyona dönüşümü savundu; sonunda otonom yerel yönetime razı olmak zorunda kaldı.
1974 Savaşı Kıbrıslı Türklerin 1960'tan beri fiilen yok sayılan siyasi eşitliğini geri dönülmez biçimde pekiştirdi. Nüfusun coğrafi dağılımı değişti, iki toplum ayrı bölgelerde toplandı ve iki bölgeli, iki toplumlu federasyon zemini oluştu. BM kararlarında da yer bulan bu formül, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini prensipte çözüm müktesebatının parçası haline getirdi. Ancak Rauf Denktaş döneminden itibaren Türk tarafının "daha fazlasını" isteyen maksimalist söylemi, 2003'te Kıbrıs'ın AB üyesi olmasıyla birlikte Kıbrıslı Türklerin federal devletin kurucu ortağı olma fırsatını kaçırmasına yol açtı. Son yıllarda yeniden gündeme gelen "ayrı devlet ve egemen eşitlik" söylemi ise barış arayışını daha da zorlaştırıyor.
İki toplum arasında yıllardır süregelen negatif diyalektik, tarafların birbirine empatiyle yaklaşmasını engelliyor. Her iki kesim de kendini haklı görürken karşı tarafın mağduriyetini göz ardı ediyor. Henry Kissinger'ın 1975'te yaptığı "Türkler kazandıkları zaferi değerlendirmeyi bilmiyor" değerlendirmesi, Türkiye'nin Enosis'i engelleme ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini kayıt altına alma hedeflerine ulaşmasına rağmen barış sürecine tam angaje olmamasını özetliyor. Bu tablo içinde Kıbrıslı Türkler ise belirsiz bir bekleyişin içinde tutuluyor.