Kıbrıs'ta Diplomasi Trafiği: Guterres'in Ziyareti ve Liderlerin Sınavı
Guterres adadan ayrılırken kimsenin kendisinden mucize beklememesi gerektiğini net biçimde ifade etti. Liderlere yönelik "önce ev ödevinizi yapın" çıkışı, bugüne kadar masada yeterli ilerlemenin sağlanamadığının altını çiziyordu. Garantör ülkelerin de üzerine düşen rolü oynamadığını belirten Genel Sekreter, metodoloji, meselenin özü ve güven artırıcı önlemler konularında somut hazırlık yapılmadığı sürece gayriresmi 5+1 konferansı için düğmeye basmayacağının sinyalini verdi.
Bölgedeki kaosun Kıbrıs'a sıçrama riskine dikkat çeken Guterres'in bu uyarısı ne yazık ki yeterince yankı bulmadı. Oysa adanın savaş ve barış arasında gidip geldiği bir dönemde bu ikaz hayati önem taşıyordu. Peki bundan sonra ne olacak? Göstergeler pek de iç açıcı değil.
Tufan Erhürman'ın Crans Montana'da kalınan yerden devam etme ısrarı, kendi belirlediği metodolojinin dördüncü maddesine takılmış durumda. Kimsenin kabul etmeyeceğini bildiği bu madde, müzakere masasına oturmasının önünde adeta bir duvar örüyor. "Görüşürüm ama müzakere etmem" yaklaşımıyla güven artırıcı önlemlere odaklanmak istese de, iki toplum arasındaki ilişkileri iyileştirmek adına somut bir adım attığı söylenemez. Kıbrıslı Türklerin acil çözüm beklediği gerçeğine rağmen, akan zamana kayıtsız kalması ve bu zamanı Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda kullanıma açması dikkat çekiyor.
Rum lider Nikos Hristodulidis ise "yarın bile özlü müzakerelere hazırım" derken, toplumlar arası güven inşası için kılını kıpırdatmıyor. AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başındaki isim olarak elindeki imkanları Kıbrıs Türk toplumuna dönük açılımlar için kullanmak yerine, 2028 seçimlerini kazanma hesabıyla Ret Cephesi'ni memnun etmeye çalışıyor. Geçit noktaları açmak, Yeşil Hat Tüzüğü'nü tam uygulamak, karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık hakkını tanımak gibi karşılıksız adımlar atması gerekirken, bu konularda tam bir sessizlik hakim.
Türkiye ise Guterres'in ziyareti sırasında yaptığı açıklamayla, geçmişte denenen çözüm modellerinin sonuç vermediğini ve sürecin "adadaki mevcut gerçekler temelinde" yürütülmesi gerektiğini yineledi. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüsü vurgusuyla açıkça konfederasyona işaret eden Ankara'nın bu tutumu, hem Guterres'in hem de Erhürman'ın "Crans Montana'dan devam" yaklaşımıyla çelişiyor. Ancak Erhürman'ın metodoloji şartı bu çelişkiyi şimdilik perdeliyor ve Ankara'yı rahatsız eden bir tablo ortaya çıkmıyor.
Türkiye'nin Kıbrıs sorununu AB ilişkilerinde ve Doğu Akdeniz'deki jeopolitik-enerji denklemlerinde bir pazarlık kozu olarak kullandığı artık herkesin malumu. Guterres'in 5+1 konferansını ileri bir tarihe ertelemesinin ardında, Türkiye ile AB arasındaki pazarlıkların sonucunu görme ihtiyacı yatıyor olabilir. Ne var ki Kıbrıslı Türkleri "bekleme salonuna" mahkum eden bu politika son derece sorunlu. Rasyonel bir bakışla, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarına ulaşmasının en kestirme yolu, Kıbrıslı Türklerin AB üyesi Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yönetici ortağı haline gelmesinden geçiyor. Gelgelelim Ankara'daki karar alıcılar, bu rasyonel okumayı yapamayacak kadar "güç zehirlenmesi" içinde görünüyor.