Kıbrıs’ta yeni müzakere dönemi: Federal çözüm mü, bölünmenin kalıcılaşması mı?
BM’nin Kıbrıs’taki yeni diplomatik hareketliliği, henüz resmi bir plan ortada yokken bile tartışmaları beraberinde getirdi. Özellikle basında çıkan, Maria Angela Holguin’in daha esnek bir federal yapı üzerinde çalıştığına dair haberler, geçmişte olduğu gibi “vatana ihanet” suçlamalarını yeniden alevlendirdi. Oysa ki, somut bir metin henüz masada değil ve tüm taraflar, Holguin’in “kalıpların dışında düşünme” çağrısına uygun olarak, geçmişte başarısız olan modellerin revize edilmesi gerektiğini kabul ediyor.
Guterres, 2026 sonunda bitecek görev süresi öncesinde sürece ivme kazandırmak amacıyla 28 Temmuz’da Kıbrıs’a geliyor. Bu ziyaret, iki toplum lideri, garantör devletler ve BM’nin katılımıyla daha geniş kapsamlı bir toplantının hazırlığı olarak görülüyor. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, yıl içinde barışa yönelik somut adımların atılabileceğini ifade ederken, BM Güvenlik Konseyi’nin 2815 sayılı kararıyla siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon modelini desteklemeye devam ettiği vurgulanıyor.
Kıbrıs Türk tarafındaki siyasi değişim de sürece yeni bir boyut kazandırdı. Tufan Erhürman’ın Ekim 2025’teki seçimi, federal çözüm tartışmalarına geri dönülmesi için bir fırsat penceresi yaratmış durumda. Her ne kadar bu seçim Ankara’nın temel politikalarını değiştirmese de, önceki dönemdeki ‘eşit egemenlik’ ve iki devlet ısrarının aksine, müzakere masasına dönüş için umut veriyor. Avrupa Birliği de bu süreçte daha aktif bir rol üstlenmeye çalışıyor; AB liderleri Türkiye’yi yeni dinamikten yararlanmaya çağırırken, Komisyon bünyesinde Kıbrıs için özel bir temsilci atandı.
Mevcut statükonun bir güvence olmadığına dikkat çeken analistler, 1974’ten bu yana süregelen fiili bölünmenin her geçen gün daha da derinleştiğini belirtiyor. Türkiye’nin askeri varlığı ve kuzeyde oluşturduğu yapı, zamanın tarafsız işlemediğini ve geçici çözümlerin kalıcı hale geldiğini gösteriyor. “Kötü bir çözüm yerine çözümsüzlük” söyleminin bir strateji olamayacağını savunanlar, bu durumun aslında Türkiye’nin elini güçlendirdiğini ve adanın fiilen ikiye ayrılmasını pekiştirdiğini ifade ediyor. Yeşil Hat’ın giderek daha katı bir sınıra dönüşmesi ve geçtiğimiz Mart ayında İngiliz Üslerine yapılan insansız hava aracı saldırısı, bölgedeki kırılganlığın ve olası bir krizin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ne kadar hızlı etkileyebileceğini ortaya koyuyor.