Kızgın Güneşin Gölgesinde: Sıcak Havalarda İşçi Hakları Tartışması
Avrupa kıtası, bu yaz da rekor sıcaklıklarla boğuşuyor. 2016-2025 dönemi, kayıtlara geçen en sıcak on yıl olarak tarihe geçerken, iklim krizinin etkileriyle başa çıkmak için kalıcı hukuki çözümler arayışı hız kazandı. Artık mesele sadece bir hava durumu uyarısı olmaktan çıkmış, doğrudan işçi sağlığı ve güvenliği meselesine dönüşmüş durumda. Sendikalar, hükümetler ve parlamentolar somut yasal düzenlemeler üzerinde çalışırken, birçok ülkede ise her yaz aynı senaryo tekrarlanıyor: Meteoroloji uyarıları yapılıyor, çalışma bakanlıkları birkaç günlüğüne kısıtlama getiriyor ve hava soğuyunca konu unutuluyor.
Mevcut yasal çerçeve, aşırı sıcaklarla mücadelede yetersiz kalıyor. İş Yasası'nın 36. maddesi, Bakanlığa belirli saatlerde işyerlerini kapatma yetkisi verse de bu yetki, nesnel sıcaklık eşiklerine bağlı olmadığı gibi, kapatma durumunda işçi ücretlerinin ne olacağını da düzenlemiyor. Aynı yasanın 54. maddesi ise işyerinde hayati tehlike tespiti halinde Çalışma Dairesi'ne işi durdurma yetkisi veriyor ve bu durumda işverenin ücretleri tam ödemesi gerekiyor. Ancak bu mekanizma, işçinin kendi başına kullanabileceği bir “çalışmaktan kaçınma hakkı” değil, Daire'nin tespitine bağlı. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası'nın 11. maddesi ise işverene, yakın ve ciddi tehlike durumunda çalışanları bilgilendirme ve işi durdurma yükümlülüğü getiriyor. Fakat bu düzenleme de işçiye bağımsız bir kaçınma hakkı tanımıyor; harekete geçme sorumluluğu yine işverende kalıyor.
Yasalardaki en büyük eksiklik, “ısı stresi”, “aşırı sıcak” veya “sıcak hava dalgası” gibi kavramların tanımlanmamış olması. Hangi sıcaklık değerinin “yakın ve ciddi tehlike” oluşturacağı, bu değerlendirmede nem, güneş ışınımı, rüzgar ve işin niteliği gibi faktörlerin nasıl dikkate alınacağı belirsiz. Bu durum, hem işçinin hangi koşulda çalışmayı bırakabileceği, hem işverenin ne zaman önlem almak zorunda olduğu, hem de müfettişlerin hangi bilimsel kritere göre müdahale edeceği konusunda bir boşluk yaratıyor. İşçinin, tehlikeyi doğrudan deneyimlediği halde bu süreci kendi başına başlatamaması, ücretini ve işini kaybetme korkusu olmadan hakkını kullanamaması önemli bir sorun olarak öne çıkıyor.
Avrupa'da bu konuda daha somut adımlar atılıyor. Avrupa genelinde yaklaşık 130 milyon işçinin ısı stresine maruz kaldığı ve her yıl ortalama 230 işçinin bu nedenle hayatını kaybettiği belirtiliyor. Sendikalar, bilimsel bir ölçüt olan “ıslak termometre küre sıcaklığı” (WBGT) gibi objektif kriterlere dayalı bağlayıcı yasalar talep ediyor. İspanya, 2023'te yürürlüğe koyduğu düzenlemeyle, meteorolojik uyarı seviyelerine göre çalışma saatlerinin azaltılmasını veya değiştirilmesini zorunlu kılıyor. 2024 sonunda ise “iklim izni” adıyla işçilere 4 güne kadar ücretli izin hakkı tanıyan bir madde eklendi. Birleşik Krallık'ta ise sendikalar, belirli sıcaklık eşikleri aşıldığında işverene önlem alma ve işçiye işi bırakma hakkı tanınmasını savunuyor. Bu talepler, Aşırı Sıcaklara Karşı İş Bırakma Hareketi (Heat Strike) gibi oluşumlarla kitleselleşiyor.