DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN
Kuzey Kıbrıs'ın Sesi
TR
Siyaset

Hukukçulardan net tavır: Suçun milliyeti olmaz, etiketlemek ırkçılıktır

26 Ağustos 2026 81 okunma
Kuzey Kıbrıs'ta güvenlik tartışmaları etnik köken eksenine kayarken, dört hukukçu suçun milliyet veya kimlik üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurguladı.
Öne Çıkanlar
  • Hukukçular, suçun milliyet veya etnik kökenle etiketlenmesini açıkça ırkçılık olarak nitelendirdi.
  • Tacan Reynar, cezaevi istatistiklerinin bağlamından koparılmaması gerektiğini vurguladı.
  • Aslı Murat, asıl sorunun devletin giriş, ikamet ve çalışma denetim zafiyetleri olduğunu belirtti.
  • Cemre İpçiler, yabancı yoğunluğunun altı farklı olasılığa bağlı olduğunu ve veri olmadan sonuç çıkarılamayacağını söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ta son dönemde alevlenen güvenlik tartışmaları, suçların milliyet ve etnik köken üzerinden ele alınması noktasına evrildi. Cezaevindeki yabancı sayısından yola çıkılarak bazı toplulukların potansiyel suçlu gibi lanse edilmesine hukuk camiasından sert itiraz geldi. Avukatlar Tacan Reynar, Aslı Murat, Ayşe Öztabay ve Cemre İpçiler, suçun etnik kimlik veya milliyet temelinde okunamayacağının altını çizdi.

Eski yargıç Tacan Reynar, insanın bulunduğu her coğrafyada suçun var olduğunu hatırlatarak Kıbrıs'ta da tarih boyunca cinayet, şiddet ve farklı suç türlerinin yaşandığını belirtti. Suçu bir ülkeye, millete, etnik kimliğe veya dine mal etmenin yanlışlığına işaret eden Reynar, cezaevi istatistiklerinin bağlamından koparılmaması gerektiğini söyledi. Turist ve öğrencilerin hukuki statüleri nedeniyle kimi durumlarda teminat aşamasına kadar cezaevinde tutulabildiğine dikkat çeken Reynar, "Belli bir etnik kimliğe dayandırmanın çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Çok açık ve net ırkçılık olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Avukat Aslı Murat ise cezaevinde yabancıların sayıca fazla olmasının, ülkedeki tüm yabancıları suç işleyen konumuna itmek için gerekçe olamayacağını dile getirdi. Suçu milliyet, etnik köken, din veya cinsiyetle ilişkilendirmenin bireysel ceza sorumluluğu yerine toplu suçlamayı getirdiğini kaydeden Murat, asıl mercek altına alınması gerekenin devletin giriş, ikamet ve çalışma süreçlerindeki denetim zafiyetleri olduğunu vurguladı.

Avukat Ayşe Öztabay, bir insanın hangi milletten veya etnik kökenden geldiğinin suç işleyip işlemeyeceğini belirlemediğini ifade etti. Güvenliğin etnik köken üzerinden değil; hukukun üstünlüğü, etkin devlet denetimi ve herkes için eşit hukuk anlayışıyla savunulması gerektiğinin altını çizdi. Avukat Cemre İpçiler de cezaevindeki yabancı yoğunluğunun tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirterek nüfus yapısı, sosyoekonomik koşullar, tutuklu yargılama, muhaceret suçları, yaş ve cinsiyet dağılımı ile polis uygulamaları dahil altı farklı olasılığa dikkat çekti. İpçiler, yeterli veri ve araştırma olmadan kesin sonuçlara ulaşılamayacağını söyledi.

Hukukçuların ortak mesajı net: Güvenlik sorunu elbette tartışılabilir; ancak bir insanı yalnızca milliyeti veya etnik kökeni nedeniyle potansiyel suçlu ilan etmek hukuki bir veri değil, ayrımcı bir yaklaşımdır.

Sık Sorulan Sorular

Hukukçulara göre suçun milliyet veya etnik köken üzerinden değerlendirilmesi neden yanlıştır?
Çünkü bu, bireysel ceza sorumluluğu yerine toplu suçlamaya yol açar ve açıkça ırkçılık olarak nitelendirilir.
Cezaevindeki yabancı sayısının fazla olması hangi bağlamda açıklanıyor?
Turist ve öğrencilerin hukuki statüleri nedeniyle kimi durumlarda teminat aşamasına kadar cezaevinde tutulabildiği belirtiliyor.
Hukukçulara göre asıl üzerinde durulması gereken konu nedir?
Devletin giriş, ikamet ve çalışma süreçlerindeki denetim zafiyetleridir.
Köşe Yazısı

Gelişmiş demokrasilerde siyaset, günlük hayatın daha çok arka planında işleyen rutin bir mekanizmadır ve manşetleri bu seviyede işgal etmez. Akışın bu kadar siyasete boğulması; toplumda yüksek bir gerilim, kutuplaşma ve sürekli bir "kriz/çözüm" sarmalı yaşandığını gösterir. Siyaset, teknik bir yönetim işinden çıkıp bir kimlik mücadelesine dönüşmüştür.

Sağlık haberlerinin yalnızca %5'te kalması — ve muhtemelen bilim, kültür-sanat, teknoloji gibi kategorilerin listede hiç olmaması — toplumun kişisel refah ve gelişim konularına ayıracak zihinsel enerjisinin tükendiğini gösterir. "Oksijenin büyük kısmını" siyaset yaktığı için, bireysel yaşama dair konular haber değeri taşımaz veya lüks algılanır.

Veriler aynı zamanda okuyucunun refleksini gösterir. İnsanlar polemik, çatışma ve güç mücadelelerine daha fazla tıklama eğilimindedir. Siyaset, maalesef çoğu zaman toplumun günlük "reality show"u gibi tüketilir ve en çok etkileşimi bu içerikler üretir.

— Editör