KSP'den Karma Oy Tartışmasına Sert Eleştiri: Asıl Mesele Halkın Söz Sahibi Olması
- KSP, karma oy tartışmasının seçim sistemiyle sınırlı tutulmasını eleştirdi.
- Parti, KKTC sorunlarının halk iradesiyle değil Ankara çıkarlarıyla ele alındığını savundu.
- KSP, Ankara ve sermaye çevrelerinin belirleyiciliğinin halk egemenliğini engellediğini belirtti.
- Mücadelenin halkın doğrudan karar gücünü kazanmasına yönelmesi gerektiği vurgulandı.
Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), son dönemde Kuzey Kıbrıs'ta hararetle tartışılan karma oy sistemine ilişkin dikkat çekici bir açıklama yaptı. Parti, tartışmanın yalnızca seçim sistemi üzerinden yürütülmesini eleştirerek meselenin çok daha derin olduğunu savundu.
KSP Merkez Komitesi'nin 18 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında, karma oy sisteminin değiştirilmesinin ya da mevcut haliyle korunmasının KKTC'nin temel ekonomik, siyasal ve güvenlik sorunlarını tek başına çözemeyeceği ifade edildi. Partiye göre bu sorunlar yıllardır halkın çoğunluğunun ihtiyaçları ve iradesi doğrultusunda değil, Ankara ve ona bağlı sermaye çevrelerinin çıkarları doğrultusunda ele alınıyor.
Açıklamada, farklı siyasi partilerin iktidara gelmesine ve seçim dönemlerinde çeşitli vaatler sunulmasına rağmen temel politikaların belirlenmesinde halk iradesinin belirleyici olamadığına dikkat çekildi. Ekonomi, siyaset, güvenlik ve kamu yönetimi gibi alanlarda Ankara'nın ağırlığının devam ettiğini belirten KSP, bu durumun birbirini yeniden üreten bir bağımlılık ilişkisi oluşturduğunu ileri sürdü.
KSP, demokrasi anlayışının yalnızca belirli aralıklarla sandıkta oy kullanmakla sınırlı olmadığını vurgulayarak, gerçek demokrasinin halkın kendi yaşamını ilgilendiren temel kararlar üzerinde doğrudan söz ve karar sahibi olması anlamına geldiğini savundu. Parti, halkın gerçek anlamda egemen olabilmesi için Ankara'nın ve onunla bütünleşmiş sermaye çevrelerinin belirleyiciliğinin sona ermesi gerektiğini ifade etti.
Açıklamanın sonunda KSP, mücadelenin yalnızca seçim sisteminin değiştirilmesine değil, halkın ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşam üzerindeki doğrudan karar gücünü yeniden kazanmasına yönelmesi gerektiğinin altını çizdi.