DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN DOLAR/TL EURO/TL STG/TL GRAM ALTIN
Kuzey Kıbrıs'ın Sesi
TR EN DE RU
Sendika

Maviş: Kıbrıs Türk toplumunun çıkarları her şeyin önünde geliyor

26 Temmuz 2026 124 okunma
KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, BM Genel Sekreteri Guterres'in adaya yapacağı ziyareti değerlendirerek, Kıbrıs Türk toplumunun ne azınlık ne de bağımlı bir yapı içinde olmayı kabul etmek zorunda olmadığını vurguladı.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs'a gerçekleştireceği ziyaretin önemine dikkat çekti. Maviş, bu gelişmenin aşırı beklenti ya da umutsuzluk olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, temkinli ama kararlı bir umutla hareket edilmesi gerektiğini söyledi.

Yazılı bir açıklama yapan Maviş, Guterres'in yıllar sonra adaya gelişinin ve her iki toplumun liderleriyle yapacağı görüşmelerin Kıbrıs sorununda uzun süredir beklenen yeni bir diplomatik hareketlilik yarattığını ifade etti. Geçmişte de büyük umutların yaratıldığı ancak süreçlerin sonuçsuz kaldığı birçok dönem olduğunu hatırlatan Maviş, bu nedenle ne umutsuzluğun siyaset haline getirilmesinin ne de henüz somutlaşmamış beklentilerin çözüm olarak sunulmasının doğru olmadığını vurguladı.

Maviş, Kıbrıs sorununun sadece liderler ve siyasi partiler arasında yürütülen dar bir müzakere konusu olmadığının altını çizdi. Bu sorunun, Kıbrıs Türk toplumunun varlığını, siyasi iradesini, kimliğini, demokratik kurumlarını, ekonomik geleceğini ve dünyayla olan ilişkisini doğrudan belirleyen temel bir toplumsal mesele olduğunu belirtti. Maviş, "Dolayısıyla bizim hareket noktamız, herhangi bir devletin veya siyasi merkezin çıkarları değil, Kıbrıs Türk toplumunun hakları, güvenliği, özgürlüğü ve geleceğidir" dedi.

Kıbrıslı Türklerin iki kabul edilemez seçenek arasında sıkıştırıldığını söyleyen Maviş, ilk seçeneğin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni iki toplumun ortak devleti olarak değil, Rumların yönetiminde bir yapı olarak gören ve Kıbrıs Türklerini azınlık konumuna indirgeyen zihniyet olduğunu ifade etti. "Geçiş kapılarına 'Kıbrıs Yunandır' pankartı asan ırkçı ve faşist zihniyet, sadece Kıbrıslı Türklere değil, ortak ve demokratik bir Kıbrıs düşüncesine de düşmandır" diyen Maviş, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir toplumun etnik mülkü olmadığını vurguladı.

Diğer tarafta ise kuzeydeki fiili durumu kalıcı ayrılığın aracına dönüştürmek isteyen bir anlayış bulunduğunu belirten Maviş, bu anlayışın Kıbrıs Türk toplumunu uluslararası toplumdan kopuk, ekonomik ve siyasi olarak bağımlı, demokratik iradesi aşındırılmış bir yapıya mahkum ettiğini söyledi. 15 Kasım 1983 tarihli Kuruluş ve Bağımsızlık Bildirgesi'nin bile KKTC'nin ilanının iki eşit halk arasındaki ortaklığın federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını engellemeyeceğini belirttiğini hatırlatan Maviş, mevcut yapıyı ayrılıkçılığın aracı haline getirmenin bu siyasi çerçeveden uzaklaşmak olduğunu ifade etti.

Maviş, Kıbrıslı Türklerin ne sadece Rumların devletine dönüştürülmüş bir cumhuriyette azınlık olmayı ne de dünyadan kopmuş bir alt yönetim içinde iradesizleşmeyi kabul etmek zorunda olmadığını yineledi. Adanın sömürge döneminden kalan mirasının, toplumları ayıran ve kimlikleri birbirine karşı konumlandıran yapısının reddedilmesi gerektiğini belirten Maviş, Kıbrıs'ın geleceğinin geçmişin milliyetçi hedeflerini yeniden üretmekle kurulamayacağını söyledi. Maviş, "Kıbrıs ne yalnızca Yunandır ne de yalnızca Türktür. Kıbrıs, Kıbrıslıtürklerin ve Kıbrıslırumların eşit haklarla paylaşmak zorunda oldukları ortak vatandır" diyerek, yaklaşık altmış yıldır süren müzakerelerde aynı yöntemlerle farklı bir sonuç beklenemeyeceğini vurguladı.

Köşe Yazısı

Gelişmiş demokrasilerde siyaset, günlük hayatın daha çok arka planında işleyen rutin bir mekanizmadır ve manşetleri bu seviyede işgal etmez. Akışın bu kadar siyasete boğulması; toplumda yüksek bir gerilim, kutuplaşma ve sürekli bir "kriz/çözüm" sarmalı yaşandığını gösterir. Siyaset, teknik bir yönetim işinden çıkıp bir kimlik mücadelesine dönüşmüştür.

Sağlık haberlerinin yalnızca %5'te kalması — ve muhtemelen bilim, kültür-sanat, teknoloji gibi kategorilerin listede hiç olmaması — toplumun kişisel refah ve gelişim konularına ayıracak zihinsel enerjisinin tükendiğini gösterir. "Oksijenin büyük kısmını" siyaset yaktığı için, bireysel yaşama dair konular haber değeri taşımaz veya lüks algılanır.

Veriler aynı zamanda okuyucunun refleksini gösterir. İnsanlar polemik, çatışma ve güç mücadelelerine daha fazla tıklama eğilimindedir. Siyaset, maalesef çoğu zaman toplumun günlük "reality show"u gibi tüketilir ve en çok etkileşimi bu içerikler üretir.

— Editör