Sıcak Hava Dalgası İşçi Haklarını Yeniden Tartışmaya Açtı
2016-2025 yılları arasının kayıtlara geçen en sıcak on yıllık dönem olduğu ifade edilirken, iklim krizinin artık geçici önlemlerle değil, kalıcı hukuki düzenlemelerle yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor. Avrupa'da bu konu bir işçi sağlığı ve güvenliği meselesi olarak ele alınırken, ülkeler somut yasal adımlar atmaya çalışıyor.
Mevcut yasal çerçevede, aşırı sıcaklarla ilgili düzenlemelerin yetersiz kaldığına dikkat çekiliyor. 22/1992 sayılı İş Yasası'nın 36. maddesi, Bakanlığa belirli saatlerde işyerlerini kapalı tutma yetkisi verse de, bu kararın hangi bilimsel eşiğe göre alınacağı net değil. Ayrıca işyerinin kapatılması durumunda işçinin ücretinin ne olacağı konusunda bir hüküm bulunmuyor. Aynı yasanın 54. maddesi ise hayati tehlike durumunda Çalışma Dairesi'ne işi durdurma yetkisi veriyor, ancak bu yetki işçinin kendi başına kullanabileceği bir hak değil.
35/2008 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası da benzer bir durum sergiliyor. Yasa, işverene çalışanların sağlığını koruma yükümlülüğü getirirken, "yakın ve ciddi tehlike" durumunda işçiye doğrudan çalışmaktan kaçınma hakkı tanımıyor. İşçinin bu konuda harekete geçmesi için ya işverenin talimat vermesi ya da acil bir durumda iş güvenliği sorumlusuna ulaşılamaması gerekiyor. Uzmanlar, yasalardaki bu boşluğun, işçilerin sıcak havalarda kendilerini korumalarını zorlaştırdığını belirtiyor.
Avrupa'da bu soruna çözüm arayışları sürüyor. İspanya, 2023 yılında yürürlüğe koyduğu düzenlemeyle, meteoroloji uyarılarına bağlı olarak çalışma saatlerinin azaltılmasını zorunlu kıldı. Geçtiğimiz yıl ise "iklim izni" adı verilen yeni bir maddeyle, olumsuz hava koşulları nedeniyle işçilere 4 güne kadar ücretli izin hakkı tanındı. Birleşik Krallık'ta ise sendikalar, belirli sıcaklık eşikleri aşıldığında işverene önlem alma ve işçiye işi bırakma hakkı verilmesini talep ediyor. Bu talepler, aşırı sıcakların artık bir işçi sağlığı sorunu olarak görülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.